Savaşmak için sebeplerimiz tarih ve gündem çerçevesinde değişse bile savaşma azmimiz, bu maksatla hazır ve donanımlı olma içgüdümüz, bizden güçlü olana karşı çekincelerimiz ve de savaşın doğası gereği gelebilecek vahşete karşı korkumuz hiç eksilmiyor.
Savaşın tarihi ve hikayesi uzak geçmişe bakmak için çok uzun olsa da bugüne gelene kadar onlarca yavaş ve hızlı kırılma anı yaşayarak geldiği muhakkak... Bu kırılma anları boyunca Milletler, İmparatorluklar, Fraksiyonlar ve savaşan askerler bilim veya pratik aklın gölgesinde muharebenin kaderine etki edecek pek çok değişim yaptılar.
Silahlar, taktikler, muharebe düzenleri ve mesafeler yüzlerce kez değişti ya da yeniden şartlara göre düzenlendi. Savaşlar boyunca bazen şans, bazen de yetenekli kumandan, askerlerin, çoğu zamanda uygun zamanda, uygun silah ve taktiğin işe yaradığı oldu.
Mezopotomya savaş arabasını ve düzenli askeri seferleri, Yunanlılar yanaşık düzen savaşmayı ve Dor kavimlerinin getirdiği askeri eğitimi, Persler karışık unsurların bir arada komutasını, Fenikeliler deniz savaşlarında üstün gelmenin kurallarını, Romalılar düzenli orduyu ve askeri disiplini, Türkler atlı okçuları muharebe meydanında sürati ve taaruz disiplinini, Çinliler ateşli silahları öğrettiler... Örnekler hem çoğalabilir hem de çapraz ilişkilerle artabilir.
Ama nihayetinde insanlık 19. yüzyıldan, 20. Yüzyıla geçerken bütün bu birikimi Sanayi Devriminin gölgesi ve bilimsel gelişimi altında zirveye taşıdı.
İşte bende YENİ ÇAĞA DOĞRU yazı dizime bu tarihsel birikimi sizlere hatırlatarak başlamak istedim. Yazı dizimin devamında önce sizlere 19. ve 20. yüzyılın savaş meydanını anlatacağım ve esas bizi ilgilendiren savaş meydanlarının yeni oyuncularını sizlere anlatırken zihninizi daha uyanık ve konuya daha da hazır hale getirmeye çalışacağım.
Bu sebeple...
Devamda buluşmak üzere BAŞLANGIÇ'TAN veda ediyorum.
Osman Hamurculu


Yorumlar
Yorum Gönder