TÜRK - YUNAN SORUNU, SAVAŞ VE OLASILIKLAR - 1

 

Savaş insanoğlunun geçmeyen modası ve alışkanlığı bazı milletler için zalimlik ve kendini güçlü hissetme aracı, bazı toplumlar için de para kazanma ve hakimiyetini devam ettirme aracı ! Bizim gibi askerliğe alışkın ve savaşı kendi toprağı, davası, inançları ve mazlumun korunması için gerektiğinde mecburiyet olarak görenler içinse özenle yaklaşılması ve mümkünse uzak durulması gereken bir olgu... Ama nihayetinde var olan bir gerçek ! 

Malumunuz çok uzunca bir süredir memleketimizin merkezinde olduğu coğrafya da ardı ardına savaşlar, iç çatışmalar ve bunları körükleyen krizler meydana geliyor. 

Arap - İsrail savaşları, Kıbrıs Barış Harekatı, Lübnan İç savaşı, Bosna Hersek Savaşı,  İran Irak Savaşı, Körfez Savaşları, Yemen İç Savaşı, Sudan İç Savaşı, Arap Baharı, Libya İç Savaşı, Suriye İç Savaşı, Azerbaycan - Ermenistan Savaşı derken Ukrayna ve Rusya Savaşı ile bu çember neredeyse 360. derece bir bir birini yeme mücadelesine dönüştü . Bütün bu çatışmaların birbiri ile bağlantıları olsa da kendine özel sebepleri ve sonuçları da var. 

Tıpkı bizim ile Yunanistan arasında bu küçük ve iştahlı ülkenin kuruluşundan beri bitmeyen çatışmalar ve sebep sonuç ilişkileri gibi... 

Bu noktada Cumhuriyet öncesine gitmeden mevcut durumu ya da bu durumun nedenine, nasıllarına. mevcut ve olası sonuçlarına bakmak gerekiyor zannımca. 

Kurtuluş Savaşı esnasında savaşın galibi İngiltere ve Fransa tarafından mağlup olan Osmanlı Devletimize ve millete maşa olarak musallat edilen küçük Yunanistan Krallığı mağrur Küçük Asya seferinden fena halde dayak yiyerek. Mağlup, rezil ve sıkıntılı bir şekilde Küçük Asya Felaketini yaşayarak evine döndü. 

Ardından gelen sonraki 30 yılda gerek konjonktür, gerekse kendi yetersizlikleri sebebiyle dostane geçen ilişkiler İkinci Dünya Savaşı'nın bitişinin üstünden çok geçmeden yeniden bozulmalar göstermeye başladı. Tabi ki bundan Dünyanın ara dönemden geçerek iki kutuplu olması ve Yunan aklının bundan her zaman ki iştahı ile pay istemesi de vardı. Bu durumda onlar için zoraki dostluklar da yüktü ! 

Albaylar Cuntası, sağ ve sol çatışmaları gibi Yunan siyasetini ve de toplumunu bugün bile etkileyen iç dinamikler o dönemde iyice serpilen ve '' Megali İdea'ın ''  ana unsuru olan Kıbrıs Krizi ile  bugün ki durumun temel noktaları oluşturan temel öğeler oldu. Türkiye ile sürekli bir kriz neden bulmak ama her defasında da geri vites yapmakta alışkanlıkları oldu. 

Bütün bu konuların kabaca üstünden geçince Yunan Siyasi ve Askeri Doktrini Türkiye'ye karşı temelde gizli ve açık şekilde hangi savlarla hareket ettiğine bakmakta önemli ! 

  • Kıbrıs'ın iki toplumlu bir şekilde 1974 öncesi temelde tekrar birleştirilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınması. 
( 1974 Barış harekatı sonrası yıllardır süren görüşmeler ve defalarca Türkiye'nin ve KKTC'nin fedakar ve anlayışlı tavırlarına bu süreçteki en net çalışma olan Annan Planı'nın kabulüne rağmen Yunanistan ve Rum tarafının tek amacının adada ki Türk varlığını yok etmek veya baskılamak olduğu çok açıktır. En sonunda KKTC ve ülkemiz de artık iki devletli statüden başkasına razı olmamaktadırlar. ) 
  • Adalar ( Ege ) denizi üzerindeki tüm ada ve  kaya parçaları üstünde hak iddia etmek bu adalar yoluyla kıta sahanlığı ve de ekonomik bölge edinmek ve dahi Türkiye'yi bu haklardan mahrum bırakmak. 
( Bu yıllardır en çok üstüne düştükleri konu çünkü bu küçük ülke nihayetinde adalar vasıtasıyla ilerde Türkiye ana karasında da hak iddia etme rüyası görüyor. ) 
  • Karasuları ve Hava sahasında 12 mil iddiası ile Adalar ( Ege ) Denizi üzerinde Yunan Hava sahası ve Karasularında başka bir şey bırakmamak.  Karada ve denizde sürekli tacizler yoluyla bu durumu meşrulaştırmak ve mağdur ülke rolü yapmak. 
( Dünya'da eşi benzeri olmayan bu talep belki de siyasi tarihin en absürt ve yersiz isteği olsa da 40 gün ne söylesen o olur mantığı ile küçük ülke Yunanistan tarafında ısrarla tekrarlanıyor. Öyle ki kendi yalanlarına kendileri inanır oldular. ) 
  • Yine Adalar ve Karasuları iddiaları vasıtasıyla Doğu Akdeniz ve Orta Akdeniz'de gizli antlaşmalar yardımıyla Ekonomik bölgeler edinmek. Bunları kullanıma tahsis etmek Türkiye'yi bu süreçte saf dışı bırakmak. 
( Bu yöndeki çabaları son 10 yıldır ısrarla devam etse de nihayetinde bütün umutları Türkiye'nin sahadaki amansız takibi, diplomatik atakları ve Yunanistan ile gizli antlaşmalar  imzalayan Mısır, İsrail ve BAE gibi ülkelerle olan değişik sorunları çözmesi, Yunanistan'ın mevcut enerji taşıma planlarının verimsiz bulunup iptal edilmesiyle . Rusya'nın da desteğini çekmesiyle çöktü. ) 
  • Batı Trakya'da ki Türk azınlık ve haklarının yıllardır mevcut antlaşmalara ve de uluslar arası kurallara rağmen ihlal edilmesi. Hatta azınlığın tuhaf bir şekilde yok farz edilmesi. 
( Bu durum zaten her türlü bir devletin ahlaksızlığıdır. Üzerinde konuşmak bile son derece can sıkıcı olsa da Türk soydaşlarımıza reva görülen haller üzücü. ) 
  • Suriye İç Savaşı, Afganistan İşgali ( ABD ) Arakan ve Yemen gibi vakalar nedeniyle artan göçmen hareketi ve Yunan devletinin ve güvenlik kuvvetlerinin insanlık dışı tavırları. 
( Savaşlar nedeniyle artan göçmen faaliyetine Yunanistan tam da kendisine yakışan bir çözüm buldu. Şiddet ( gerekirse cinayet ) Gasp ve soygunculuk, Toplama kampları. Dünya^nın gözü önünde bunları yaparken göçmenlerle alakalı Türkiye'yi suçlamak ve sorun listesine dahil etmek ve Türkiye taciz etmek de tabi ki klasikleri...) 

İşte tün bu ana sebepler ışığında bir sonraki yazımda olası savaşa ve etkilerine, devam eden ABD manevralarına, nihayetinde küçük ama iştahlı bir ülke olan Yunanistan'ın bitik ekonomisi, olmayan sanayisi ve düşük nüfus ile böyle bir savaştan ne umabileceğine bir sonraki yazımda birlikte kafa yoralım. Çünkü konu uzun, Yunanistan küçük ve Türkiye güçleniyor. 

Sevgiler. 

Yorumlar