Herkesin kendine has bir yaşama telaşı var. Herkes için kendi dünyasın da yaşamak için nedenleri ya da özlemle peşinde koştuğu veyahut hayal ettiği bir yaşam var.
Bu durum kimisi için bir meslek merkezli gelişiyor. Kimisi içinde zenginlik veya rahatlık içeren tarzlar odaklı bir yaşama arzusu, bir başkası içinde hayat görüşü ve inançlarını temel alıyor.
Ama nihayetinde bizi biz yapan bir yol ya da yolculuk ve beklentiler hepimiz de oluşuyor. Bütün bu farklar eşliğinde özellikle 2010 yıllardan başlayan ve içimiz de büyüyen kısa sürede de sömürülecek hatta en kıymetli politik malzemelerden biri haline dönüşecek bir yaşam anlayışı da tam da bu farkların gölgesinde gelişti ve serpildi.
Serpilen bu anlayışta kimisi için mantıklı, ondan daha büyük bir kitle için özenti, bunların içinde ayrışan bir kanaat grubu içinde politik içerikleri de olan merakı doğurdu. Bu merakın adı '' Yurtdışında Yaşamak '' idi.
Aslında bizim coğrafyamız için yeni olmayan başlangıcı ilk öğrencilerin devlet eliyle memlekete yarar bir adem olmaları ve ilim edinmeleri için gönderildiği Osmanlı'nın son döneminden beri devam eden sonrasında şekil değiştirerek İkinci Dünya Savaşı ardından harap olan Almanya'yı ihya etmek için başlayan işçi göçü ile şekil değiştiren ama kitlesi yine milletimiz olan kimi zaman ilim, kimi zaman mecburiyet ve para ama her zaman acı ve de büyük zorluklar içeren bu hal.
Yeni bir çağın çocukları olan bir kısmı 1990'lı yıllarda doğmuş kalanları da 2000'li yılların bolluk iklimin de hayata gözlerini açmış genç kitlenin gözlerini kamaştıran bir bolluk, saadet diyarına göç ve de politik eleştirinin karşı taraf olmanın adı haline dönüştü.
Peki kısa hikayesi bile haddinden uzun olan bu hikayenin gerçeği nedir !
Gerçekten de gençlerimiz için Türkiye'de olmayan, hiçbir zaman da olmayacak olan imkanlar '' Yurtdışında mı '' ? O büyük medeniyet diyarları gerçekten medeni mi ? Oraya giden herkes, bolluk, bereket ve refah mı buluyor ? Türkiye genç nüfus için baskıcı, kötücül veya zorluklar memleketi mi ? Bugün ki gençlere gerçekten Tarih, Coğrafya, Felsefe ve Sosyoloji gibi dersleri iyi öğretip onlara kendilerine ve ülkelerine dair bir bilinç veriyormuyuz ? Batı, Yurtdışı ya da o sözde medeni diyarlar gerçekten bu toprağın her şeyini kabul ediyor mu ? Yoksa kaymağını yiyip nihayetinde bize dair her şeye göz mü dikiyor ?
Evet biraz süreci düşününce aklıma gelen sorular bunlar ! Peki ya sizin aklınıza hangi sorular geliyor ya da bu sorulara dair hangi cevapları verebilirsiniz ?
Türkiye, gerçekten kaybettiğimiz burada mühendis, doktor ya da meslek sahibi olan ama beni kaybettiniz tavrına sığınan gençliği kayıp mı ediyor ! Yoksa işin aslı öyle değil mi ?
Artık sorma ve doğru cevapları bulup eyleme geçme vakti.
Cevaplarınızı önemseyip memleketinizi sevin !
Sevgiler.



Yorumlar
Yorum Gönder