İnsanın yeryüzün de varlığı bilinir olduğundan beri yani Hz. Adem'in Dünya'ya gelişi ve de oğulları '' Habil ve Kabil '' arasında yaşanan ilk olay ve en kötü suçtan bu güne insanlar ve her türlü örgütlenme biçimine sahip topluluklar ve de devletler daima bir adalet ve ceza kavramına sahip oldular.
Bu kanunlar kimi zaman bir köyü ya da kabileyi yönetti. Kimi vakitler bir şehir devletini ya da zümreyi, bazen de gövdeleriyle dünyayı kuşatan muhteşem imparatorlukları. Ama nihayetinde her zaman bir tek amaç üzere farklı yorumlarla var oldular. Toplumu ve kişileri bir düzen, emniyet, huzur içinde yaşatmak. Kişiler ve devlet ( Yönetenler ) ya da devlet ve toplulukla arasındaki ilişkiyi düzenlemek !
Ama bu amaç ve kanunlar her zaman adil, anlaşılır ya da umulduğu kadar düzen sağlayan veyahut hükümleri kuşatıcı olmadı !
Tıpkı içinde yaşadığımız toplumlarda olduğu gibi, ya da bugünler de vahim ama değişik nedenlere dayanan olay ve suçlarda olduğu gibi...
Çünkü adaletin ve kanunların üç kaynaktan geldiği gerçeğini unuttuğumuz gibi basit, hızlı ve anlaşılır bir keskinlikle gerçekleştiği zaman kanunların etkin, adaletin net ve sonucun tatmin edici olduğu gerçeğini de unuttuk !
Ya da bu işimize geldi ! Çünkü biz bir süre sonra insanın menfaatine odaklı kurallara, bencillik, kötü niyet gibi tavırlara sırtımızı yaslayarak suçu unutturmaya, cezayı etkisizleştirmeye, sonuçları da adamına göre yaşatmaya başladık.
Adaleti slogan yaptık. Suçu kişiye, kuruma ve güce göre ele aldık. Cezayı işimize geldiği gibi verdik ve sonuçları geciktirdik.
Halbuki ister İlahi ( Şerri ), İster idari ( Devlet Hukuku ), ister Örfi huku ( Toplum Hukuku ) olsun. Bütün temel hukuk kolları, hız, eşitlik, basitlik ve anlaşılır ve hakkı savunan sonuçlara işaret eder.
Ama bugünün Türkiye'sin de olan ve hukuk adına yaşanan şey mesleklere, kimliklere, paraya, statüye, kimin başına geldiğine ya da kimin yaptığına göre eğilip bükülen, karmaşık, sonuçları muğlak, son derece yavaş, çoğunlukla değişimi veya yapılan şeyin bedelinin ödenmesini sağlamayan ve yıllardır artan bir statükoyu savunan bir süreçtir. Tarihten kopuk, din ve toplum hassasiyeti önemsemeyen, örfi hukuku hor gören, devşirme ama alabildiğine yabancı bir hukuk sisteminin ürettiği tek şeyse....
Suç, suçlu, adaletsizlik, sosyal soru işaretleri, kaos, daha çok suça teşvik ve bulanık bir ortamdır !
Ben bu satırları yazarken bugün ki hükümet eleştirisi yapmıyorum. Bugün çözülmüş olanlara rağmen ve bürokrasinin kırılmış bazı halkalarına rağmen olana dikkat çekiyorum. Esasında bizi zehirleyen ve en baştan yani Cumhuriyet'in ilk gününden beri biriken devlet ve toplum ayrışması ve geleneğe rağmen zorlama ve de kişiye göre adaletin birikmiş safrasının sonuçlarına dikkat çekiyorum.
İstiyorum ki sizde adalet üstüne düşünün ve önce kendiniz adil olun. Neden mi ? Çünkü mesele insani ve önemli...
Dilerim bende olabilirim !
Sevgiler.

Yorumlar
Yorum Gönder